Türkiye Cumhuriyeti nasıl kuruldu? Diye sorduğumuzda, ülkemiz sınırları içerisinde yaşayan herkesin bir görüşü, düşüncesi, olduğunu görüyoruz. Şunu da iyi biliyoruz ki, tarihleri her zaman savaşlarda galip gelenler yazar. Her kesimin kabul ettiği, tarihsel süreç de yalın, açık, gelişmelerde vardır.  Bunlardan dünya kamuoyu gözü önünde gelişen, bir halk hareketi vardır. Bu halk hareketi, Mustafa kemal ve arkadaşlarının, 19 Mayıs 1919 da samsuna çıkmasıyla başlandı denilse de gerçek şunu söylüyor ki, Anadolu’da ve İstanbul’da binlerce yurt sever insanın canı pahasına vatan dedikleri bu toprakları savunma bilgisi, bilinci olan insanların bulunduğudur. Bu gücü canı pahası bir araya getiren Mustafa Kemal ve arkadaşlarıdır. Emperyalist, işgalci ülkeler stratejik öneme haiz, yer altı ve yer üstü ekonomik değerleri olan ülkeleri dünyada nasıl istila etmek, halkını köle olarak çalıştırırken, kaynaklarını sömürmektir. Bu emellerine dünyanın birçok bölgesin de gerçekleştiren güçler, Anadolu’da istedikleri hedefe ulaşamamışlardır.  Daha cumhuriyet kurulmadan 1921 Teşkilât-ı Esasîye Kanunu‘nun altı maddesinde (1, 2, 4, 10, 11 ve 12. maddeler) değişiklik yapılmış; birinci maddesi şu şekilde değiştirilmiştir

“”Hâkimiyet, bilâkaydü şart milletindir. İdare usûlü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir. Türkiye Devletinin şekl-i Hükûmeti, Cumhuriyettir“. Meclis hükümetinden, parlamenter sisteme geçilmiş, ve cumhurbaşkanlığı makamı oluşturulmuştur. Bir tarafta yokluk, (her anlam da ) biryanda ülkenin içerisinde olduğu açlık, salgın hastalıklar yeni kurulan Türkiye cumhuriyetini tehdit etmektedir. Zor ve sıkıntılı günlerin gelip de geçip gitmediği günler. O günler. İste öyle bir ortam da 1924 yılında Türkiye’nin pandemi hastanesi İstanbul’un yanı başında çam ormanlarının içerisinde, verem hastalarının tedavi edildiği Heybeliada hastanesi kuruldu.

“ Bu hastane Sağlık hizmetinin yanı sıra tıp eğitimi de veren bu sanatoryum, Prof. Dr. Siyami Ersek ve daha birçok yerli ve yabancı uzman doktoru da yetiştirmiştir. Bu nedenle, WHO (Dünya Sağlık Örgütü) tarafından tüberkülozda eğitim ve araştırma hastanesi olarak kabul edilen bu sanatoryum, İsmet İnönüRıfat IlgazEce Ayhan gibi isimlere de hizmet vermişti.

Sanatoryumda iyileştirme merkezi de bulunuyordu. Ustalar vasıtasıyla hastalara ayakkabıcılık, çorapçılık, fotoğrafçılık, heykeltıraşlık, saatçilik, daktilo gibi kurslar veriliyor, hastalar zanaat öğrenip meslek sahibi olabiliyorlardı. Sanatoryumun kuruluşunun 50. yılında yapılan bir araştırmaya göre, kurslara katılan yaklaşık bin kişinin yarısı meslek ve iş sahibi olmuştu.

Sağlık sorunlarında moral desteğin önemli bir yardımcı etken olması nedeniyle sanatoryumda haftada bir moral günleri düzenleniyor, ya sinema gösterisi yapılıyor ya da konser veriliyordu”. (özgür ansiklopedi)” kendi uçağını, aşısını yapan bir Türkiye cumhuriyeti var iken, temel ilkesi “hayat da en haki ki mürşit bilimdir”  diyen, bilimi, ilimi, üretimi, birliği beraberliğin ne kadar önemli olduğu vurgularken, anayasamızın 2. Maddesinde “laik devlet” vurgusu yapılırken gelinen nokta din devleti olma yolunda yavaş yavaş atılan adımlar mevcuttur.  Heybeli ada da 200 dönümlük bir alanda her tarafı ormanlarla kaplı, araç sesinin yerini kuş seslerinin aldığı bu güzel alan diyanet işleri vakfına verildiğini öğreniyoruz. Yapmayın efendiler,  kanla, başla kurulan bu cumhuriyet değerlerine kıymayın. Bugün covit 19 salgının da kaç ilahiyatçı, kaç hoca veya diyanet görevlisi bu halkı salgından korumak için çalıştı? Bir tane gösteremezsiniz? Niye çünkü ibadethaneler bile kapatıldı. Ama bilim yuvalarından mezun olan sağlık emekçisi yüzbinler canla başla gece gündüz demeden çalıştı. Bu pandemiden kurtulalım diye. Bu gün dünyaya hükmeden devletler, bilimle, ilimle, teknolojisiyle hükmetmektedirler. Öyleyse Heybeli adada bulunan bu hastane aslına uygun hale getirilip gerekli araç gereçle donatılarak salgın hastalıkların tedavisi ve bu hastalıkla ilgili eğitim merkezi haline getirilebilir mi? Tatbiki getirilebilir. Öyle ise bir an evvel aslına uygun hale getirilirken, diyanet işleri başkanlığımda dağıtılmalıdır. İnanç özgürlüğü sağlanmalı, isteyen istediği gibi inanmalı veya inanmamalı. Bizler için gerekli olmayan kurumlar için bizlerin vergisi ile oluşan bütçeden din, inanç, için para ayrılmamalıdır.

 

Muharrem ERKAN