Bir inanç düşününki, egemen inancın baskısı, zulmü ne, katliamına maruz kalarak yaşamını idame ettirsin. Bazı dönemler yer altına inerek gizli, gizemli yaşamaya çalışsın. Geldiğimiz bu günlerde her ne kadar yasalar içerisinde bir güvenceye sahip olmasa da Cem evlerinde Aleviler cemlerini yapmaya başlamıştır. Bu inanç egemen güçlerin yıllarca korkulu rüyası olmuştur. Geldiğimiz günlerde içerisi boşaltılmış, amacı ve ilkelerinden uzak bir Alevilik yaratılmıştır. Gerçek anlamda Alevi, yol erkanını yürütmek isteyen canların önleri, gizli güçler tarafından bilinçli olarak kesilerek, dağınık, bir birinden habersiz, ilkesiz bir Aleviliğe dönüştürülmüştür. Fazla tarihsel sürecin gerisine gitmeden 1240 lı yıla gelene kadar, orta doğuda, Anadolu’da Aleviler bir sürü evrim yaşamışlardır. Gelinen süreçte Haksızlara, zalimlere, hak, hukuk, tanımayan anlayışlara karşı amansız bir savaş verilmiştir. 1240 lı yıllarda Horasandan kalkıp, yüzlerde dai lerle ( Abdal, hak için uğraşan) Ana doluya gelmiştir. Yaşam ilkelerinin temelini oluşturan, Eline, Beline, Diline, eşine, Aşına bağlı olma ilkesi doğrultusunda diline sahip olmak, yalan söylememek, yalan söyleyen biri ile yola gitmeme ilkesi bir yaşam biçimi haline getirmişlerdir.. Aleviler ilkeli, dürüst olmayan, hilebazlardan ,uzak durmuşlardır. Oçaklar sistemiyle örğütlenen aleviler, her ocak bağımsız olarak direk mürşit oçagı olan Hünkar Hacı bektaşı velinin içazeti ile yola devam etmişlerdir. Tarihsel süreçte, Hz. Ali’ye karşı ilk baş kaldırı M. 656’da Deve (Cemel) Savaşı diye bilinen, Aişe’nin bir deve sırtında kılıç kuşanıp Talha ve Zubeyr ile iş birliği yaptığı savaştır. Güçlü ordusu ile münafıkları dağıtan Hz. İmam Ali kısa süre sonra M. 657’de Muaviye ordusu ile Sıffeyn Savaşını yapmıştır. Bu sırada İslam âlemi üç kola ayrılmış, Muaviye’den yana olanlar, Hz. İmam Ali’den yana olanlar ve her ikisini de reddeden Hariciler. Bu savaş sonunda her iki ordudan da büyük zahiyatlar verilmiş, ancak her iki orduda bir birine galip gelememiştir. Muaviye bu savaş esnasında her türlü hileye başvurmuş, Hz. İmam Ali’nin ordusunu geri püskürtmek için Kuran sayfalarını dahi askerlerinin mızrakları ucuna taktırmaktan geri durmamıştır. Daha fazla kan akmaması için İslam tarihinde ilk defa hakemlerin vereceği ortak kararla savaşın bitirilmesi istenmiştir.

Muaviye’yi temsilen Amr İbn-ül As hakem olmuş, Hz. İmam Ali’yi temsilen de Ebu Musa el-Eş’ari hakem olmuştur. O günlerde yaşananları kısaca da olsa dile getirmekte fayda görüyorum:

İki hakem yetkilerini gösteren sahifeleri alarak M. 657’de bir araya geldiler. Erzuh’ta Dumetü’l-cendel’de her iki taraftan dörtyüzer kişilik birer grup hakem kararını almak üzere toplantıya katıldı. İki hakem önce niçin toplandıklarını konuşarak karara vardılar. Bunun amacı halkın arasındaki gerginliği azaltmaktı.

Önce Amr söz aldı. “Halife Osman’ın haksız olarak öldürüldüğü fikrine katılıyor musun?” Ebû musa “evet” dedi. Amr; İsrâ suresi 33. âyette haksız yere insan öldürülemeyeceğini gösteren delilini ileri sürdü. O halde ey Ebû Musa! Seni Halife Osman’ın velisi Muâviye’ye karşı çıkaran nedir? O, Halife Osman’ın katilini ortaya çıkarmak için çaba harcamaktadır ve Kureyş’tendir deyince Ebu Musa’da; Hz. İmam Ali’nin Peygamber’in soyundan olduğunu ve damadı olarak Muâviye’den önce geldiğine işaret etti. Çekişmeler uzun bir süre daha devam etti. Onlar sulhun böyle devam edemeyeceğini, hem Hz. İmam Ali hem de Muâviye’ye bey’at edilmemesi gerektiğine inanarak fikir birliğine vardılar. O halde yeni halife müslümanlar tarafından seçilmeliydi. Amr, olayların gitgide karıştığını anlayınca, Ebu Musa ile yaptığı gizli görüşmede ona garanti sunarak, Hz. İmam Ali’yi halife ilan etmelerinin daha sağlıklı olacağını söyledi. Ancak halkın huzuruna çıktıklarında Ebu Musa’nın hem Hz. İmam Ali’yi hem e Muaviye’yi hilafetten azletmesini, bu karar ardından kendisinin söz alacağını ve Hz. İmam Ali’yi İslam’ın başına getireceğini söyledi. Şimdi yapılacak iş bu kararlarını müslümanlara bildirmeye gelmişti.

Bu kararı cemaate açıklamak üzere Ebu Musa minbere çıktı ve Allah’a hamd ve senadan sonra “Ey halk! Biz ümmetin durumunu düşünüp bir çözüm bulmakta epey zorlandık. Hem benim, hem de Amr’ın görüşü şudur: Hz. İmam Ali ve Muâviye’yi hilâfetten uzaklaştırmak ve ümmetin kendisinin istediği birisini halife tayin etmelerini sağlamak gerekir. Bundan dolayı ben, Hz. İmam Ali ve Muâviyeyi parmağımdaki şu yüzüğü çıkardığım gibi hilâfet görevinden alıyorum” dedi. Sıra Amr’a gelince o da minbere çıktı ve söyle konuştu; “Şüphesiz Ebu Musa’nın söylediklerini duydunuz. O Ali’yi görevden almıştır. Ben de onun yerine Muâviye’yi elimdeki şu yüzüğü parmağıma taktığım gibi halife tayin ettim” deyince herkes şaşkınlıktan ne yapacağını, ne diyeceğini bilemedi.

Bu karara Ebu Musa derhal itiraz ederek “Sana ne oluyor ki anlaşmaya ihanet ediyorsun, sen fitneci oldun. Bana söylediğin bu değildi” diyerek orayı terk etti. Her iki gurup arasındaki hoşnutsuzluk şiddetini arttırarak devam ediyordu. Peygamber efendimizin zamanında ilkesel olarak, dürüst olma, ilkesi bir anlamıyla rafa kaldırıldı. Biz alevier ilkesel olarak, haklının yanında, haksızın karşısında duran o denemde yaşayan inançlardan da etkilenen güzelliklerini bünyesine katan bir inançtır.
Tarihe Hakem Olayı diye geçen bu ihanet vakası ardından Hariciler bir araya gelerek, Muaviye ve Hz. İmam Ali’yi öldürmeye karar verdiler. Berk bin Abdullah, Amr İbn-ül As’ı da öldürmeleri gerektiğini, fitnenin başının o olduğunu söyledi. Böylece sıra suikastları gerçekleştirecek kişileri seçmeye gelmişti. Muaviye için Amr bin Bekir, Hz. İmam Ali’ye suikast yapması için kendi isteği ile Abdurrahman bin Mülcem, Amr İbn-ül As için Berk bin Abdullah görev aldı.

Muaviye suikastçısından ufak bir yara alarak kurtulmuş, lakin kılıcın zehirli olması nedeniyle yatağa düşmüştü. Amr İbn-ül As yerine suikastçı yanlışlıkla bir mahsumu öldürmüş, o da böylelikle kurtulmuştu. Mülcem çocukken annesi ve babası ölünce yetim kalmış, Kufe’de Hz. İmam Ali’nin yardım ve şefkati ile büyümüştü. Yapacağı bu suikast sonucu alacağı altınlar, ekmeğini yediği İmama ihanet etmesini engelleyemiyordu. Ramazan ayının 17. günü Kufe’ye gelmiş, halktan bilgi alabilmek için girdiği mescitte gördüğü Kuttema’ya aşık olmuştu. Mülcem kapıldığı bu kadına evlenme teklif etmiş, Kuttema bu teklife karşılık üç istekte bulunmuştu. Birinci isteği; üç bin dirhem altın, ikinci isteği; biri erkek biri kadın iki köle, üçüncü isteği; Hz. İmam Ali’yi öldürmesi idi. Mülcem son isteğini duyunca bir adım geri çekilmiş, Ali’yi öldürürse kendisini de öldüreceklerini, bunu yapamayacağını söyledi. Kuttema, Ali’yi öldürmek cennete gitmektir diyince Mülcem asıl niyetinin zaten onu öldürmek olduğunu söyledi. Kuttema’nın babası, kardeşi ve kocası Uhud savaşında Hz. İmam Ali tarafından öldürülmüştü. Olan kini de bunun içindi. Kuttema’nın evine yerleşen Mülcem Ramazan ayının 18. günü yanına aldığı iki kişi ile Hz. İmam Ali’nin evinin etrafında planlar yapmış, ertesi gün sabah şafak vakti evinden dışarı çıkan Hz. İmam Ali’yi evinin kapısı önünde ağır şekilde yaralamıştı. Devesine binip kaçarken Hz. Celal Abbas tarafından yakalanmış ve bir odaya hapsedilmişti. İmam Ali yaralanmasından iki gün sonra Ramazan ayı 21. günü hakka yürümüştür.

Bu haber kısa sürede her yere yayılmıştı. Üçe bölünen İslam âlemi yasa bürünmüş, karmaşa daha da içinden çıkılmaz bir durum almıştı. Mervan hasta yatan Muaviye’ye gelerek; “Ey Efendimiz, size sevineceğiniz bir haber vereyim, düşmanınız Ali bin Ebu Talib’in öldüğü haberini aldım. Bu ulu günü bayram ilan edelim mi? Dedi. Muaviye hasta yatağından sevinerek başını doğrulttu; “Şuan bayram etmeyin, daha iyileşmedim, eğer iyileşmezde ölür isem Ali’nin taraftarları da arkamdan bayram eder” diye ikaz etti Mervan’ı.

Ramazan ayının 29. günü iyileşerek hasta yatağından kalkan Muaviye bayram ilan etti. Şeker kamışından yapılmış şekerleri çocuklara dağıttırdı. Günlerce eğlenceler tertip edildi. Şarabın olup oluk akıtıldığı, dansözlerin oynatıldığı gecelerde Hz. İmam Ali’ye ve ailesine lanetler ve küfürler edildi. Etmeyenler öldürülüyor, işkencelere tabi tutuluyordu. Her yıl günü geldikçe bu katillik bayramı kutlanıyor, Ehli Beyt’e duyulan kin pekiştiriliyordu. Emeviler döneminde aksatılmadan devam edilmiş, Abbasiler döneminde de dini bir zorunlulukmuş gibi kesintiye uğratılmadan yapılmıştır. Biz aleviler ramazan ayında bayram yapmayız. Ramazan ayı içerisinde kuran inmeye başladığı için oruç tuttuklarını söyleyenlere şunu sormak gerek. Vahi bir rahmetse, rahmet de bilim ilim olarak yer yüzüne zuhur ediyorsa öyleyse günümüz koşullarında her bir buluş yenilik, bir anlamıyla da vahi olarak aleviler kabul etmektedir.bazıları Osmanlılar zamanında şeker bayramının başladığı söylenmektedir. Gerçek hiç de öyle olmadığı görülmektedir.

Muharrem ERKAN
Hıdır Abdal Ocagından
Dede Muharrem ERKAN